Gümüşhane’nin Tarihçesi

Gümüşhane’nin Tarihçesi

eski gumushane

Antik Çağ;

Gümüşhane tarihi ve tarihçesi, Gümüşhane ve cevresi ile ilgili ayrıntilı bilgi veren ilk yazılı kaynak diğer Doğu Karadeniz illerinde olduğu gibi Ksenophon’un Anabasis (Sefer/Onbinlerin Dönüşü) isimli eseridir. Perslerle giriştiği savasın ardindan deniz yoluyla Yunanistan’a dönmek isteyen Ksenophon ve binlerce askeri, gerekli gemi ve teçhizatın toplanması için aylarca Karadeniz Bölgesi’nde konaklamışlardır. Kaldıkları süre zarfinda Doğu Karadeniz kabileleri ile ilgili ayrıntilı bilgiler veren Ksenophon o tarihlerde Torul civarında yaşayan bir Tzan/Laz kabilesi olan “Driller” ile ilgili bilgileri de kaleme almıstır. Sorgun ağacndan kalkanlari, mızrakları ve dizlikleriyle Driller, Karadeniz’in en savaşçı kabilesi olarak tasvir edilmiştir.

Makedon Kral Büyük İskender’in Anadolu’daki Pers hakimiyetine son vermesinn ardindan kısmen özgür kalan Gümüşhane çevresi sonraları Pontus Krallığı tarafından ilhak edilmiştir. Diğer Doğu Karadeniz illeri gibi Gümüşhane de Pontus Kralı Büyük Mithridates’in yanında Roma İmparatorluğu’na karşı cephe almıştır. Mithridates’in oğlu Pharnakes’in Zela’da Jül Sezar’a kaybetmesiyle, o devirde tüm Roma’yı korkutan Karadeniz kabilelerini yenmesiyle gururlanan Sezar dünyaca ünlü “Geldim, gördüm, yendim…” sözlerini söylemiş ve neticede bölgede Roma hakimiyeti başlamıştır.

Roma ve Bizans İmparatorluğu Dönemi;

Gümüşhane-Satala’da üslenen Günes Tanrısı Apollon’un Lejyonu
Ksenophon’dan yaklasık 6 asır sonra da Roma İmparatorluğu’nun Kapadokya Valisi Arrianus bizzat bölgeye gelmiş ve Karadeniz ile ilgili raporunu İmparator Hadrianus’a göndermiştir. Raporunda Torul civarında ikamet eden “Dril” adlı Tzan/Laz kabilesinin hala eskilerin anlattığı gibi savaşçı olmasından ve yaşadıkları Dorula (Kuzeybatı Gümüşhane) bölgesinin yüksek korumali bir bölge olduğundan ve kralsız yaşadıklarindan bahsetmistir.

Yine MS.2.yüzyılın başlarında Roma İmparatorluğu’nun ünlü lejyonlarından, İmparator Titus Flavius Vespasianus’un da Roma-Yahudi Savaşı’nda bizzat komuta ettiği “Legio XV Apollinaris” (Güneş Tanrısı Apollon’a Sadık Lejyon) adlı Güneş Lejyonu Doğu Karadeniz’de Gümüşhane-Satala bölgesinde üslenmis ve bu lejyon bölgedeki varlıgını 5.yüzyıla dek sürdürmüştür.

Ancak yine de dağlık ve ormanlık araziden dolayı Roma İmparatorluğu hakimiyetinin tam olarak etki edemediği Doğu Karadeniz bölgesine imparatorluğun ikiye bölünmesinin ardından Doğu Roma İmparatoru I.Justinianus zamanında General Tzittas komutasında bir ordu gönderilmiştir. Bölgedeki Tzan/Laz kabilelerinin üzerine yürüyen lejyonerler, bu kabileleri yenilgiye ugratmış ve Gümüşhane’nin de icinde bulunduğu Tzan topraklarını kontrol altına almışlardır. Bölgeyi gezerek gözlemlerini kaleme alan Bizans Tarihcisi Prokopius Maçka-Gümüşhane hattının Koksilinon Tzanlarinın Bölgesi olduğunu ve bu bölgede Skhamalinikhon (Sumela) ve Tzantzakhon (Canca) isimli iki büyük kale olduğunu yazmaktadır. Prokopius ayrıca Tzanların (Lazların) bu bölgede asırlardır özgür olarak yasadıklarinı ancak I.Justinianus döneminde artık savaşmaktan vazgeçip Hristiyanlığı kabul ettiklerini aktarmaktadır. Bu teslimiyetten sonra bölgenin yerlıleri olan Tzan(Laz) kabileleri, kilise, ticaret ve egemen devletin dili olması dolayısıyla her alanda Yunanca’nın etkisine maruz kalmışlardır. Kilisenin etkisi ve Antik Tzan dilindeki yer adlarınin da Yunanca fonetige uyarlanarak değiştirilmesi yerli Tzan/Lazların hızla Rumlaşması sonucunu doğurmuştur.

Bizans döneminde Gümüşhane ve çevresinde Haldiya Theması kurulmustu. Bizans otoritesinin zayiflamasıyla da Dükalık konumundaki bölge Gümüşhaneli aileler tarafından yönetilmiştir.
Osmanlı Döneminde de Ortodoks Hıristiyan mezhebinden (Rum mezhebinden) olduklarından dolayı bu yerliler Osmanlı defter kayıtlarına “Rum” olarak kaydedilmiştir. Ancak yine de tüm Bizans politikalarına rağmen Canca merkezli Khalybia, General Thomas, Haldiyali John ve Theodore Gabras gıbi liderlerin öncülüğünde Bizans’a karşı pek çok isyanın doğduğu ve destek bulduğu şehir olmuştur. Bizans İmparatorluğu’nun 1071’de Selçuklular’a kaybetmesinin ardindan Anadolu’da Bizans otoritesi zayıflamıs Trabzon ve Gümüşhane çevresi, Gümüşhane kökenli aileler tarafından yönetilmiştir. Trabzon İmparatorluğu kurulana kadar da son Khalybia dükü bölgede hüküm sürmeye devam etmiştir.

Trabzon İmparatorluğu Dönemi;

İstanbul’un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra Komnenoslar, Gürcülerin desteği ve korumasıyla ata yurtlari olan Karadeniz’e sıgınmıslardır. Trabzon’a geldiklerinde son Khalybia dükü Nikephoros Palailogos’un şehri Komnenoslara teslim etmesinin ardından 1204’te Trabzon İmparatorluğu kurulmuş ve Gümüşhane yöresi I.Aleksios Komnenos’ un imparator olmasiyla Trabzon’a baglanmıştır. Bu dönemde de Tzanikhitai ve Kavazitai gibi yerli Tzantzaklı (Cancalı) aileler Trabzon sarayında da saygın ve söz sahibi olmuslardir.

gumushane tarihi

13. yüzyılda baslayan Moğol baskısı sonucu Anadolu’ya Türk göçlerinin artmasıyla Karadeniz’de de Türkmenler görülmeye başlamıştır. Trabzon İmparatorluğu’ndaki taht mücadelelerinden faydalanan Türkmenler, Torul civarını ele gecirmislerdir. Gümüşhane çevresinde yönetim zaman zaman el değiştirse de yörede Trabzon İmparatoru’na bağlı lordlar sürekli olarak Türkmenlere karşı mücadele etmişlerdir. Hatta Haldiya Dukaları karsı saldirılarla Türkmenlerin ele geçirdiği kaleleri geri almışlardır. Ancak bölgede sonu gelmeyen çatışmalar 14.yüzyıla gelindiğinde Gümüşhane’yi harabeye cevirmistir. 1340, 1341, 1343, 1351’de Akkoyunlular, 1360’ta Hoca Latif, 1368’de Kılıçarslan Gümüşhane bölgesine saldırmışlarsa da Osmanlı akınları ilk kez 4.Yuhannes döneminde 1442’de baslamıs ve bölge Fatih Sultan Mehmet döneminde kesin olarak Türk egemenliğine alınmıştır. 1461’de Trabzon’un 140 bin kişilik Osmanlı ordusuyla alınmasından sonra Gümüşhane; ancak bundan 12 yıl sonra 1473’te tamamen Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi;

Sarı renkli alan Merkez (Trabzon) Sancağı, batısında Canik Sancağı, doğusunda Lazistan Sancagı, güneyinde de Gümüşhane (Canca) Sancagı ile birlikte Trabzon Vilayeti haritası.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Canca(Gümüşhane); Canik, Lazistan(Caneti/Çanona) ve Merkez(Trabzon) sancaklariyla bırlikte Trabzon Vilayeti’nin dört sancağından biri durumundaydı. Şehrin geçmişine saygı adına Osmanlı İmparatorluğu da Gümüşhane merkezi gerçek ismi olan “Canca” ismiyle anmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in 1473’te bölgeyi ele geçirmesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun darphanesi haline gelen Gümüşhane, imparatorluk hazinesinin altıda birini karşılamaktaydı. Burada basılan gümüş paraların üzerine “Canca’da basılmıştır.” yazılmaktaydı. İmparatorluğun darphanesi olması özelliğinin yanında doğu seferlerinde de Yeniçeri ordusunun top ve tüfek mermileri kente dökülmüstür. Özellikle 18.yüzyılda imparatorlugun askeri masraflarının yüzde sekseni Canca’dan karşılanmıştır.

Yöreyi gezen Katip Çelebi’nin “Önemli ve Canlı” olarak tanıttığı, Evliya Çelebi’nin “Burada olan gümüş başka hiç bir diyarda yoktur.” cümlesiyle bize aktardığı Gümüşhane 19.yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde tükenmiş, çıkarmaya değecek miktarda gümüş yatağı kalmadıgından şehir geri plana düsmeye başlamıstır.

1914 yılının yazında patlak veren Birinci Dünya Savaşı’yla aynı yılın sonbaharında Ruslar, Osmanlı İmparatorluğu’na saldırmışlardır. 1916 yılında Rusların Dogu Karadeniz’i isgalinin ardından, 3.Ordu, 18.Piyade Tümeni, Lazistan Cephesi olarak adlandırılan Gümüşhane-Torul hattında savunma yapmıştır. 1918 yılında Rusya’da gerçekleşen Bolşevik İhtilali’yle savaştan çekilen Ortodoks-Hıristiyan Çarlık Ruslarının yerine, Ortodoks-Hıristiyan olan yerliler Pontus Ayaklanması’nı başlatmışlardır. İmparatorluk döneminde Gümüşhane’de “Maden İşletmelerinin Başları” olarak anılan ve Haldiya piskoposlarını da kendi içlerinden çıkaran ve çağdaş kaynakların aktardıklarına göre inanılmaz derecede zengin olan Gümüşhaneli Ortodoks Hıristiyan aileler de bu isyanin finansörleri olmuslardır. 1400 yıl önce Bizans kiliselerinin asimile ederek Rumlaştırdığı(Grekleştirdiği) yerli halk böylece Osmanlı İmparatorluğu’na başkaldırmış, ancak bu isyan yine yerli kökenli Topal Osman Ağa’nın “Giresun Gönüllü Laz Müfrezeleri”nin verdiği mücadeleyle bastırılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Dönemi;

Cumhuriyetin ilan edilmesiyle lagvedilen Trabzon Vilayeti’nin ardindan Gümüşhane; Torul, Kelkit, Şiran ve Bayburt ilçelerini kapsayarak il statüsüne kavuşmuştur. 1989 yılında da Bayburt il statüsü alarak şehirden ayrılmıstır. Bugün sürekli göc veren bir il konumundaki bölge yeterli iş alanı olmaması yüzünden de göç vermeye devam etmektedir.

One Comment

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir